Ben Devrim. İnsanın tüm hayatını şekillerinden çocukluk dönemimde gördüğüm, belleğimde kaydolmuş şiddet sahnelerinden ilham alarak bu şiddeti sanat yoluyla dışa vurmaya çalışan bir insanım. Bu yolculukta 2018 yılında yolum fotoğrafla kesişti ve güzel sanatlar okulunu okumaktan başka bir şey okuyamayacağıma karar verdim. 2022’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf bölümünde dehşet saçmaya başladım. Burada, mevcut sanat anlayışını yerle bir etmek ve kuralları Neo Dadaist bir çerçevede sarsmak için varım.
Ben, Homo sapiens bedenine hapsolmuş bir zihnim. Bu beden, zehriyle yok olan bir varlık. Sinir hücrelerinin karanlık dalgalarıyla şekillenen, yok olmaya mahkûm bir yığınım. Sayısız galaksinin ortasında, bir noktada, Samanyolu'nda avcı kolunda yer alan güneş sisteminin içindeki dünya adlı bir gezegende varlık gösteren, annemle babam bir gece seks yaptı diye yapı taşlarım oluşup yaşama mahkûm edilmiş bir karbon birleşimiyim ben. Yaşadığım her duygu ve her kairos, bu boşluğu biraz daha derinleştiriyor. Fotoğraf, zamanın ve duyguların biricikliğini, acıyı ve yokluğu hatırlamamı sağlıyor. Her şeyin geçici olduğunu, her şeyin bir yıkım olduğunu göstermek için fotoğrafı bir araç olarak kullanıyorum. Fotoğrafın anarşist bir eylem olduğunu düşünen, geçmişe saplantılı bir insanım. Benliğimi bu eşsiz diyarda koca bir hiç uğruna oluşturmaya çalışıyorum. Ben sadece doğayı taklit ediyorum.
Ben, çökmekte olan gerçekliğin tanığıyım. Dijital bir uçurumun kenarında duruyorum. Yaşamım, tüm paradigmaların iflas ettiği, her şeyin çürüdüğü bir zamanda, siber kaosun ortasında filizlendi. Mahkûmiyetin, yozlaşmış yaşamın ve insanın bu çürüyüşünün ne anlama geldiğini anlatıyorum. Artık Post’lar çağındayız. Artık hiçbir şeyin anlamı yok. Kural yok, sanat yok, sanatçı yok, estetik yok, umut yok, beklenti yok. KOCA BİR HİÇ. Tanrı patladı ve biz, onun geriye kalan parçalarıyız.