ELZ AND THE CULT'ın karanlık melodileri ve SISSY MISFIT'in sınırları zorlayan tavrı, sanat pratiğimde iz bıraktı, ama tüm hikaye bu kadar basit değil. Onun müziğinde bulduğum melankoli ve başkaldırı, zaten içimde yankılanan duygulara sadece birer ayna tuttu.
Bu etkiler öylesine derine işledi ki, sanatçı adımı oluştururken ELZ AND THE CULT'ın adını soyadıma kazımakta tereddüt etmedim. Bu soyadı, benim için sadece bir kimlik değil, aynı zamanda bir manifesto, bozulmuş gerçekliğin, kaybolan benliklerin ve dijital uçurumun içinde var olmanın bir sembolü. "ELZ" ismi, bu karanlık ve isyan dolu mirasın bir yankısı olarak benimle birlikte yaşamaya başladı.
ELZ AND THE CULT'ın gotik atmosferi, kırılganlık ve güç arasında ince bir çizgide yürüyordu. O müzikte, insanın içindeki çürümenin, bastırdığı korkuların yankısını duydum. Bu estetik, imgelerimde yarattığım belirsizlikle örtüşüyor: Çürüyen hafızalar, kaybolan kimlikler ve dijital çağın soğuk, dokunulmaz yüzeyi. Ama her şey bu sınırda kalmadı. SISSY MISFIT'in çarpıcı enerjisi ve toplumsal normlara meydan okuyan, maskesiz duruşu, estetik tercihlerimde daha karanlık ve cesur adımlar atmam için bir tetikleyici oldu. Onun sesi, çığlığı, kendi içimde bastırdığım, yankılanmaktan korktuğum seslere bir kapı açtı.