Zihnimde yankılanan karanlık, tüplü bir televizyonun ölü ekranında glitch olarak hayat buluyor. Bu televizyon, artık unutulmuş, terkedilmiş bir hafıza mezarlığı. Her bir bozulma, çürüyen hatıraların, kaybolmuş zamanların titreyen birer gölgesi; boşlukta savrulan yankılar.
Televizyona sarılıyorum, sanki ellerimle geçmişin küllerini kavrıyormuşum gibi. Bu boş kucaklayış, kaybolan hafızamın son izlerini tutma çabası. Her glitch, unutuşun karanlığına gömülmüş bir anının çığlığıdır, yankısı ise zihnimde uğuldayan bir karabasandır. Zamanın acımasızlığı, hatıraları parçalar, glitchler ise bu parçalanmışlığın sessiz isyanıdır.
Bu eser, hafızanın karanlık köşelerinde çürüyen anıların, glitchlerle bozulmuş ve yeniden biçimlenmiş bir halini ortaya koyuyor. Televizyonun ekranı, zihnimin derinliklerinde boğulan geçmişin bir yansıması; ve ben, bu boğulmayı durdurmaya çalışan bir gölge, karanlığın içinde kaybolan bir koruyucuyum.