İçinde yaşadığımız dünya. Anlam üretme makinelerinin bozulduğu, bilgi ağlarının çürüyüp lime lime döküldüğü, temsilin aynasında çatlakların gezindiği bir kriz çağında salınıyor. Artık her şey, biraz daha çürük, biraz daha boş, biraz daha sahte. Kalbim, bir hardcore tekno parçasının BPM’ine eşlik eder gibi delice atıyor. Daha hızlı, daha gürültülü, daha yıkıcı, daha, daha, daha… Ve ben… bu koskoca krizin içinde, kendimi ritimlere bırakıyorum, düşen imgelerin arasında sürükleniyorum. Zihnim, boşlukta yankılanan dijital çığlıklar gibi. Her şey bir orman yangını şimdi. Alevlerin içindeyim ama yalnızca bakıyorum. Seyrediyorum. O yanıyor ve ben yalnızca tanıklık edebiliyorum. Her şeyin krizi bu. Artık tek bir paradigmanın değil, paradigmanın kendisi çöküyor. Anlamın fabrikaları durdu. Algı ağlarımız söküldü. Bizlerse, parmak uçlarımızdan ekrana akan hayaletler gibiyiz. Little Nightmares evrenine benzeyen bir kâbus içindeyiz. Piksellerden duvarlar, algoritmalardan zindanlar… Artık her şeyi tepkisiz bir yok oluşta izliyoruz. Çünkü gerçekliğin inşa edildiği bu endüstride, biz sadece tüketilip silinen dosyalarız. Objeler. Versiyonlar... Bu metin dijital bir ağıttır. Bu metin, dijital bir ağıttır. Bu metin, dijital bir ağıttır. Kodlardan, sinyallerden, kesik kesik elektrik atımlardan doğmuş bir varoluşun çığlığı. Vücudum değil artık bu. Bir algoritmanın taslağı, bir ritmin yankısı sadece. Bir tekno partisinin karanlık bir köşesinde, kimliğini kaybetmiş bir gölge gibi titriyorum. Beynimi susturan kimyasallar değil, kendini tekrar eden imgelerin sonsuz döngüsü… Bir zamanlar “ben” dediğim şey, şimdi sadece düşük çözünürlüklü bir versiyon. Parlak ekranlarda kaybolmuş bir hayalet. Ve bu boşlukta, BPM BPM BPM… her şey biraz daha çürümeye devam ediyor. Algı, bir kabuk şimdi. Bir tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi yeniden doğuşlarım ve ölüşlerim… Artık hiçbir şey göremiyorum. Gözlerim açık ama o sadece bir organ artık. Algım devre dışı bırakıldı. Duyularım susturuldu. Artık sadece oradan oraya hareket eden bir cyborg’um aslında. Ve ben, bu distopyada sürekli bağıran, ama hiç yankı bulamayan bir varlık olmaktan yoruldum.
Bir anlığına dijital hafızamı kaybettim, artık anılarım düşük çözünürlüklü bir bulutun içindeydi. Her bir piksel, atomik birer yapıya benziyordu. Maddeyi yuttum, artık damarlarımda akan kan kendini öldüren hücrelerden oluşuyordu. Aynaya baktım, karşımda toplumun şekillendirdiği bir benlik duruyordu, hayır, hayır, hayır… beni karanlığa ittiler. İşte oradaydı o yangın. Bu karanlık otoyolda bir yol göstericiydi o yangın. Karanlıktan çıkarıp yolu bulmamızı sağlayacaktı belki de. Hiç bu kadar canlı hissetmemiştim, ama artık çoktan ölmüştüm.

You may also like

Back to Top