İnsan ırkı her geçen gün evrim geçirmeye devam etmektedir. Artık internet aracılığıyla dünya küreselleşmiş ve birbirimizden haber alabilir, anlık olarak iletişebilir duruma gelmiş bulunuyoruz. bu durumda sanat üreten insanında sanat yapmak için oluşturduğu apparatus ise çeşitlenmiştir. bu bağlamda insanın ürettiği teknoloji de gelişmiştir. Günümüzde çeşitli aygıtlar kullanarak insanın kendini ifade etme şekillerini görüyoruz. her bir sanat disiplini, bu post gerçekliğin içinde, birbiriyle kümülatif bir şekilde eklemlenmektedir. Teknolojinin soğuk eliyle oluşturduğu çeşitli görsel üretme aygıtları, bir zamanlar gerçekliğin temsili sandığımız ama artık günümüzde sanki bir matrix'ten çıkmışçasına bir görsel veri oluşturan, mekanik olarak yeniden üretilen "gerçeklik" artık yerini algoritmalara bırakmıştır. Bu noktada şunu sorgulamalıyız: gerçeklik öldü mü? gerçekliğin cenazesi ne zaman kaldırıldı ve cesedi nerede? Synthesizer aracılığıyla oluşturulan, doğal olmayan yapay sesler… Dijital “fotoğraf” makinesi ile oluşturulan, birtakım kodlardan oluşan, gerçeklikteymiş gibi gösteren görseller… Fotoğraf makinesi bir boyut atlama aygıtıdır. Fotoğraf makinesi, insanın icat ettiği en ulvi aygıttır. Bir zamanlar fiziksel bir hacme sahip olan sanat nesnesi, yavaşça çözülerek yok oluşa teslim olmuştur. Elle tutulur, ağırlığı hissedilir, mekânda yer kaplayan o somut varlık; artık dijitalin, verinin ve boşluğun içinde erimiş durumdadır. Sanat nesnesi, maddesizleşmenin kıyısında, zamanla mekân arasındaki gerilimden sıyrılarak bir gölgeye, bir izlenime, bir simülasyona dönüşmüştür. Bugün sanat nesnesi ne duvara asılabilir ne de bir vitrine yerleştirilebilir. O artık uzay-zaman düzleminde bir ağırlık taşımaz; ne düşer, ne yankılanır. Görünür ama dokunulmazdır. Vardır, fakat yokluğa daha yakındır. Ve işte tam da bu noktada, sanat ölmüştür. Çünkü varlık zeminini kaybeden her şey gibi, nesnelliğini yitiren sanat da artık bir hayalet olarak dolaşmaktadır. Gerçekliğin acı içinde kıvranarak sürüklendiği nehir, bugün sayılardan oluşan karanlık bir dijital denize dökülmektedir. Bu yeni denizin dili artık sayılardır. Eskiden metinler ve göstergelerle kavradığımız fiziksel dünya, artık dijital göstergelerle yeniden şekillenmektedir. Her yeni teknolojik devrim, bir önceki epistemolojiyi gömerken, sanat da bu gömü töreninin sessiz tanığı hâline gelir. Yeni çağın sanatçısı, veri katmanları arasında kazı yaparak, kaybolan gerçekliğin izini sürüyor. İnsan, teknoloji aracılığıyla evrenle bağını yeniden tanımlarken, gerçekliğin sabitliği de sarsılmıştır. Artık ne duyduğumuz ses ne de gördüğümüz görüntü biriciktir; hepsi bir yazılımın, bir algoritmanın sonucu. Gerçeklik, zamanla özünü kaybetmiş, sanallaşmış ve sonunda sessizce toprağa verilmiştir. Bugün sanat, bu mezarın başında durmakta ve yas tutmaktadır

You may also like

Back to Top